UNESCO Dünya Miras Listesi’nde bulunan ve Antik Dönem’in en önemli merkezlerinden biri olan Efes Antik Kenti 9000 yıl (M.Ö. 10.yy’a dayanır) boyunca medeniyetin en önemli uygarlıkları tarafından önemli bir liman kenti olmuştur.
Helenistik dönem, Roma, Doğu Roma ve Osmanlı için dönemlerinin üstün kentleşme özelliklerini taşıyan Efes Antik Kenti kültürel ve ticari bir merkez haline gelerek dönemin mimarlık ve dini tarihini yansıtan bir metropol olma niteliğini taşır.
Doğu Akdeniz’in en iyi şekilde korunulan kenti olan Efes, Roma dönemi atmosferinin en iyi şekilde görüleceği yerlerden biridir. Dünya’nın her yerinden insanlar tarihin ruhunu hissetmek için Efes’i ziyaret ederler.
Efes ilk olarak milattan önce 10. Yüzyılda Atina’ya bağlı bir koloni olarak inşa edildi. Atina Kralı Kodros’un oğlu Androclos bir site kurmak için bu bölgeyi seçti ve bu yeni yerleşimi Artemis yani Yunan kültürü’nde bereket tanrıçası olan önemli mitolojik karaktere adadı.
Hikayeye göre Yunanistan’a yapılan Dor istilasından kaçan Androclos’un kahini yeni yerleşim yerinin bir balık ve yaban domuzuyla ilişkili bir olaydan yola çıkarak bulacağını söylemişti. Göç esnasında mola veren kafile balık kızarttığı sırada balık tavadan düşer ve çalıların arasında saklanan domuzu rahatsız eder. Korkan yaban domuzunun kaçtığını farkeden Androclos yaban domuzunu takip eder ve avlar. Androclos’un yaban domuzunu avladığı yer Efes kentinin kurulduğu yerdir.
Karyalılarla yapılan savaşta hayatını kaybeden ve kentin ilk kralı olan Androclos’un anısına Efes’in 3 girişinden biri olan ve Meryem Ana Evi yolu üzerinde bulunan “Magnesia Kapısı” inşa edilmiştir.
Milattan önce 6. Yüzyıl ortalarına gelindiğinde bölgeye Lidya Kralı Kresios hakimdi. Bu dönemde kültür ve sanatta oldukça gelişen kent Altın Çağına ulaşmıştır.
Karyalılarla yapılan savaşta hayatını kaybeden ve kentin ilk kralı olan Androclos’un anısına Efes’in 3 girişinden biri olan ve Meryem Ana Evi yolu üzerinde bulunan “Magnesia Kapısı” inşa edilmiştir.
İyonyalılar tarafından Perslere karşı başlatılan ve kaybedilen isyana katılmayan Efes halkı yıkımdan kurtularak M.Ö. 546 yılında Perslerin egemenliğine girmiştir. Bu sayede diğer İyon şehirleri Pers yönetimine isyan ederken Efes gelişimine devam etmiştir.
Milattan önce 334 yılında Persleri yenen Büyük İskender Efes dahil olmak üzere Anadolu’daki tüm şehirleri Perslerin elinden aldı. Kendi doğumunda Artemis’in ebelik yaptığına inanan Büyük İskender için Efes kentinin önemi büyüktür. Bu şehre borçlu olduğuna inanır ve daha önce Efes’te görülmemiş seviyede görkemli bir tören düzenleyerek Artemis heykellerinin eller üzerinde taşındığı Panayır dağı çevresindeki kutsal olduğu kabul edilen yolda ihtişamlı bir yürüyüş düzenlenir. Şehir halkı Artemis için yapılacak yeni tapınağın inşası için dönemin en ünlü mimar, heykeltıraş ve ressamlarını çalışma yapmaları için şehre davet eder. Büyük İskender yapılacak olan tapınağın tüm masrafını karşılamak ister ancak bunun için tek şartı yaptığı iyiliğin tapınak üzerine yazılmasıdır. Bunu kabul etmek istemeyen Efesliler teklifi de değerlendirmek için İskender’e yanıt verirler; “Nasıl olur da bir tanrı, başka bir tanrıya tapınak yaptırabilir?”
Büyük İskender bunun üzerinde Pers egemenliği döneminde Efes’ten alınan vergiyi kaldırır ve vergiden kalan gelirin tapınağın inşaatında kullanılmasını söyler.
Büyük İskender’in ölümünden sonra milattan önce 287 yılında General Lysimakhos tarafından yönetilmeye başlandı. Kent limanının alüvyonlar tarafından tahribe uğradığı sebebiyle kentin yerinin daha batıya kaydırılmasına karar verdi. Yeni kentin adı Lisimakos’un eşinin adı olan “Arsinoeina” oldu. Yeni kent 10 metre yüksekliğe ve 9 metre uzunluğundaki taşlarla çevriliydi ve oldukça korunaklıydı. Arsinoeina adı unutulduğunda kentin adı tekrar Efes olarak değiştirildi.
Milattan önce 190 yılında Roma tarafından yönetilmeye başlanan şehir özellikle İmparator Augustus döneminde çok büyük bir zenginlik ve lükse ulaşmasıyla ün salmıştır. Bu dönemde Efes’in nüfusu 225.000 kişiye ulaşarak Asya’nın başkenti olmuştur. Yabancı ülkelere açılan en önemli liman kapısı olan Efes’i Kaystros Nehri’nde bulunan alüvyonlardan arındırarak refahı artırmıştır. Efes’in eski ihtişamına layık olan “Celsus Kütüphanesi” bu dönemde inşa edilmiştir.
Efes tarih boyunca özellikle Erken Hristiyanlık döneminde oldukça önemli rollere sahip olmuştur. Hristiyanlığı yayan Aziz Pavlus’un öğretileri Efes halkı tarafından reddedildi. St. Paul tarafından verilen uzun ve yorucu mücadeleler sonucunda Hristiyanlık Efes’in çevresindeki nüfus tarafından kabul edilmeye başlandı. Aziz Jean ver Meryem Ana Efes’i ziyaret etmiş ve Meryem Ana milattan sonra 42 yıllarında Efes’in yakınlarında bulunan Bülbül Dağı’na yerleşmiştir.
Efes, İzmir’in güneyinde bulunan Selçuk ilçesine yaklaşık bir saatlik yürüyüş mesafesinde bulunmaktadır. İzmir’den Efes Antik Kentine ulaşım için iki seçeneğiniz bulunuyor. Özel bir araçla bölgeye ulaşabilirsiniz veya otobüs ile ulaşımı kullanabilirsiniz. Otobüs ile ulaşım için İzmir’deki büyük otobüs terminaline gitmeniz gerekiyor. Bunun için taksi kullanabilirsiniz. Otobüs terminalinden biletinizi Selçuk otogarına gitmek için almalısınız. Selçuk otogarına geldiğinizde sizi Efes’in girişine kadar götürecek olan minibüsleri bulabilirsiniz. Minibüs yolculuğunuz yaklaşık 10 dakika sürecektir.