Meryem Ana Evi

Selçuk’a 7 km uzaklıkta olan Meryem Ana Evi, Efes çevresinde bulunan Bülbüldağı'nda yer alan Katolik bir mabet yeridir. Evin keşfi 19. Yüzyılda Katolik rahibesi olan Anne Catherine Emmerich (1774-1824)'in kayıt altına alınmış rüyalarını takiben gerçekleşmiştir. Rüyaları Clemens Brentano'nun kitabında toplanmıştır. Her ne kadar Katolik Kilisesi evin gerçekten Meryem Ana’nın olup olmadığına dair yorum yapmasa dahi, her yıl düzenli olarak hac ziyaretleri almaktadır.





Anne Catherine Emmerich ve Clemens Brentano

Meryem Ana Evi’nin keşfinde en büyük rolü oynayan Anne Catherine Emmerich 1774-1824 yılları arasında yaşayan bir Alman rahibedir. Efes’te dahi bulunmayan ancak Hz. Meryem’in o kısımlarda bulunduğuna dair görümleri olmuş ve bunları Clemens Brentano kayıt altına almıştır.

Dindar bir aileden gelen Emmerich, fakir bir çiftçi ailesinde doğmuştur. Birçok kez farklı manastırlara başvursa dahi parası olmadığı için kabul görmeyen Emmerich, sonunda org çalmayı öğreneceği sözü karşılığında Münster'deki Poor Clares tarafından kabul edilmiştir. 1803 yılında 29 yaşındayken dini yeminini etmiş ve sağlık sorunlarına rağmen tarikatın kurallarına bağlı kalmasıyla tanınmıştır. Ayrıca 1813 yılında, vücudunda Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğindeki yaralarla denk gelen izler görülmeye başlandığından beri insanlar tarafından daha da tanınır hale geldi.

Daha sonra sağlık sorunları yüzünden yatalak olan Emerich, tanınmış birçok kişi tarafından ziyaret edilmeye devam edildi. Bunlardan biri de Clemens Brentano idi. Onunla uzun uzun röportajlar yapar ve gördüğü şeyleri hepsini not alırdı. Bu süreçte onun en büyük destekçisi haline gelen Clemens Brentano, Emmerich’in ölümüne kadar olan 5 senede birçok defter doldurmuştur. Emmerich’in ölümünden 9 yıl sonra düzenlemeleri tamamlamış ve topladığı görümlere göre bir kitap bastırabilmiştir. 2. cildi ise kendi ölümünden sonra 1854’te ancak yayınlanabilmiştir.

Kitapların içeriğinde Emmerich’in görümlerinden biri olarak Havari Yuhanna’nın İsa’nın annesi Meryem için Efesin çevresinde yaptığı ve Meryem’in ömrünün sonuna kadar kaldığı evin tasviri de bulunmaktaydı. Emmerich evin konumu ve çevresinin topografisi hakkında da bir dizi detay vermiştir.



Hz. Meryem Ana Evi’nin keşfi

Efes’in yakınlarında olan Meryem Ana Evi aslında 2 kez keşfedilmiştir ve her 2 keşifte de Emmerich’in konuşmaları doğrultusunda yapılmıştır.

İlk keşif 18 Ekim 1881 yılında Emmerich’in konuşmalarına dayanarak Brentano’nun yazdığı kitaptan olan betimlemeleri üzerine doğruluğunu öğrenmek adına yola çıkan Abbé Julien Gouyet isimli bir Fransız rahip tarafından yapılmıştır. 1881 yılında Paris’ten yola çıkarak İzmir’e gelen Abbé Julien Gouyet yaptığı araştırmalar sonucu kitapta yer alan coğrafi özellikleri ve evin temel olarak tasvirlerini bulmuş ve onları referans olarak kullanmıştır. Elinde olan tasvirler ile batıda Ege Denizi'ne, kuzeyde antik Efes kalıntılarına bakan bir dağda çatısı olmayan eski bir bina bulmayı başarmıştı ve Emmerich’in söyledikleriyle uyuşuyordu. Gouyet eskimiş binanın gerçekten Emmerich tarafından tarif edilen bina olduğuna ve Meryem Ana’nın hayatının son yıllarını geçirdiği evi bulduğuna inanıyordu. Ancak Abbé Gouyet'in keşfi çoğu insan tarafından ciddiye alınmadı. Elde ettiği tek sonuç Efes dağlarında Meryem’e ait olduğu iddia edilen bir ev bulduğunu açıkladığı bir çalışmaydı.

İkinci keşif ise bir manastırın kayıtlarında anlatılan olaya dayanmaktadır. Abbé Gouyet'in keşfi ciddiye alınmadıktan on sene sonra İzmir’de olan Fransız Deniz Hastanesi’nde “Meryem’in Hayatı” adlı kitabın ilgili bölümü topluca okunurken, Efes’teki eve dair ayrıntılar, aynı yerde görev yapan Caritas Kızları’nın müdiresi Rahibe Maria de Mandat Grancey’in dikkatini çeker. İzmir Sacre Cœur Koleji’nde öğretmenlik yapan ve ayin yönetmek için hastaneye gelen Lazarist Peder Jung ve Peder Poulin’den bahsi geçen “vahiylerin” doğru olup olmadığını araştırmalarını ister. Bu ısrarlar karşısında Peder Jung ve Peder Poulin, Efes'e bir keşif gezisi düzenlemeye karar verdi. Her ikisi de eski asker olan Henri Jung ve Benjamin Vervault adlı iki misyoner eşliğinde beş kişilik bir komisyon Efes yakınlarındaki dağa gönderildi. Peder Poulin ve Peder Jung, İzmir'de binayı aynı kaynağı kullanarak 29 Temmuz 1891'de tekrar keşfettiler. İlginçtir ki, Bülbül Tepesi'nin yamacındaki yıkık binaya ulaştıklarında, dört duvarlı bu çatısız kalıntının, Efes'in ilk Hristiyanlarının torunları olan 17 km uzaktaki Şirince yerlileri tarafından uzun süredir saygı gösterildiğini öğrendiler. Onlar eve Panaya Kapulu (Bakireye giden kapı) ismini vermişlerdi. Bu durum onları ne kadar şaşırtsa dahi bu kalıntının Emmerich tarafından tarif edilen ev olduğuna kesin gözle bakarlar.



Peder Puolin, o günlerde olup bitenleri şu şekilde anlatmaktadır: “Ekibin başına en çok muhalif olanlardan Peder Jung çağrıldı ve kendisiyle beraber yanında onun gibi 1870 savaşlarından dönmüş olan ve Emmerich’in vahiylerine şüpheyle yaklaşan bir din adamı aldı. Bagajların taşınması için de yardımcı olarak bir demiryolu görevlisi buldu. Emmerich’in açıklamalarının asılsız olduğu iddiasıyla zavallı bir hayalperestin hayal kurmasından kaynaklanan bu sorunu kesin surette çözmek için dağı incelemeye karar vererek yola koyuldular. Hâlbuki… Aziz Yusuf’a adanmış, Azize Martha Bayramı’na denk gelen 29 Temmuz 1891 Çarşamba günü bu küçük grup, elde pusula, kitabın işaret ettiği yöne doğru ilerlediler ve dağ ile karşılaştılar. Araştırmacılar sabah saat 11’e doğru bir açık alana vardılar. Orada zahmetler içinde tütünle uğraşan birkaç kadın gördüler. Eğer başka koşullar altında olsalardı bu yükseklikteki bir tarlada çalışanları görmek dikkatlerini çekebilirdi. Oysa o saatte, yorgunluktan ve güneşten perişan olmuş ve bitkin bir halde hep bir ağızdan ‘nerò, nerò’ (su, su…”) diye bağırdılar. Kadınlar ‘Hiç suyumuz hiç kalmadı. Ama manastıra inerseniz bulursunuz’ cevabını verdiler. On dakikalık bir uzaklıkta bulunan küçük bir ormanı elleriyle işaret ettiler. Kafile derhal o yöne doğru hareket etti. Devam eden araştırmacılar, su kaynağının yanı başında, ağaçlar altında yarı saklı bir evin, daha doğrusu bir kilisenin kalıntılarını görünce hayretlerini ifade etmekten kendilerini alamadılar.” (Egidio PICUCCI, Efes-Selçuk’taki Meryem Ana Evi, İstanbul 1990, ss. 25-28).

Rahibe Marie de Mandat-Grancey Katolik Kilise tarafından Meryem'in Evi'nin kâşifi olduğundan dolayı kurucusu olarak seçildi ve öldüğü tarih olan 1915'e kadar evin kazandırılması, restore edilmesi, dağın çevresindeki alanın ve Meryem'in evinin korunmasından sorumlu olmuştur.

Arkeoloji

Yapının restore edilmiş kısmı, orijinal kalıntılarından kırmızı boyalı bir çizgi ile ayırt edilmiştir. Meryem Ana’nın Efes'le olan ilişkisi sadece 12. yüzyılda meydana çıktığı için ve kilise babalarının evrensel geleneğinde Meryem Ana’nın Kudüs'te oturduğu, dolayısıyla cennete alınmasının da orada olduğu söylendiği için bazıları bu mabet yeri ile ilgili şüphelerini dile getirmiştir. Destekçileri inançlarını Meryem Ana'ya adanan ilk kilise olan Meryem Ana Kilisesi'nin 5. yüzyılda Efes'te bulunmasına dayandırmışlardır.




Hristiyanlar ve Müslümanlar için Meryem Ana Evi’nin Önemi


Roma Katolik Kilisesi, bilimsel olarak kabul edilebilir kanıtların olmaması nedeniyle, bu yerin gerçekten Meryem Ana’nın son yıllarını geçirdiği ev olduğu konusunda doğrulayıcı yönde bir açıklama yapmamıştır. Buna rağmen papalar tarafından yapılan ziyaretler bu bölgeye olumlu baktıklarını anlayabilirsiniz. Hristiyanlar kadar Müslümanlar tarafından da saygı gösterilmekte ve ziyaret edilmektedir. Bütün bu papalık ziyaretlerinin dogmatik bir değeri olmamasına rağmen, bu bölgenin dini önemini göstermektedir. Uluslararası niteliği sürekli artıyor ve bazı yıllarda yaklaşık 300.000 kişi kutsal alanı ziyaret ediyor.

Meryem'in Göğe Kabulü'nü anmak için her yıl 15 Ağustos'ta Hristiyan ziyaretçiler için kutsal bir ayin düzenlenir. Tapınağın dışında, ziyaretçilerin bir kurdele bağlayarak dileklerini astıkları bir tür dilek duvarı vardır. Bu başlangıçta bir Türk geleneği olarak başlasa dahi şimdi kumaş, kâğıt veya plastik parçaları yapıştıran tüm inançlardan turistler tarafından taklit ediliyor.

Nasıl Gidilebilir?

Meryem Ana Evi'ne gitmek için toplu taşıma seçeneği yoktur. Bağımsız seyahat ediyorsanız, araba kiralamanız, taksiye binmeniz veya Efes'in kuzey kapısından 7 km, güney kapısından 5,5 km yürümeniz gerekir.